![]()


"Kendine kabir değil, kendini kabre hazırla”
İsmail KOCAOĞLU
Canım yavrum 29 yaşında olmasına rağmen son derece olgun, yardımsever,
alçak gönüllü, çok güzel yüzlü bir gençti. Yaşıtlarının yanında hep
olgun, yol gösterici bir hal sergiler güzellikler yapmaya çalışarak
örnek olurdu. Çalıştığı kurum nedeni ile Fatsa ve civar köylerden ve
ilçelerden iş takibine gelen gariban, yol-yordam bilmeyenleri odasında
oturtup çay ikram eder, kendisi tüm evrakları hazırlayıp ellerine
verirdi. Ağabeyi Kadir ile çok iyi anlaşırlar akşam iş çıkışı beraber
eve gelirlerdi. İkisini arabadan inip şakalaşarak eve girmelerini
büyük bir gururla izlerdik babaları ile birlikte. “Allahım bana böyle
güzel ahlaklı evlatlar verdiğin için sana binlerce hamd ve şükürler
ediyorum” diye dualar ederdik.

“Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır”.
Biz bu güzel ve özel aileyi 1997 yılının başlarında tamamen bir
tevafuk sonucu tanıdık. Aslında bizi yönlendirenden habersiz bir
takım şeyleri kendimizden sanıyoruz, bunun böyle olmadığını şimdi
daha iyi anlıyorum. Ben bu aileyi yalnızca Allahın rızasını almak,
gurbette olan bu insanlara biraz olsun destek olabilmek için
tanışmıştım, çünkü maddi olarak hiç bir şeye ihtiyaçları yoktu aama
manevi destek için ben yanlarında olmak istemiştim.

|
Merhaba
anne, yine ben geldim. Merak etme okuldan çıktım da geldim. Annelerde babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama Ali ‘Okula gitmezsem annem çok kızar, merak eder’ demişti de Onun için söylüyorum, geçen hafta öğretmen, Sağ elimde sarımsak, sol elimde soğan dedirte dedirte Öğretti sağımı solumu. Ben biliyorum artık Anne sağım neresi, solum neresi. Hani geçen geldiğimde “şuram acıyor işte şuram” demiştim de Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne Bak şimdi söylüyorum, şuram işte, Sol yanım çok acıyor anne. Hem de her gün acıyor anne her gün. Dün sabah annesi Ayşe’nin saçlarını örmüştü. Elinden tutup okula getirdi, yakası da danteldi. Zil çalınca öptü, “hadi yavrum sınıfa” dedi. Ben de ağladım, ağladım hiç de utanmadım. Öğretmen ne oldu dedi. “Düştüm dizim çok acıyor” dedim yalan söyledim anne. Dizim acımıyordu ama sol yanım çok acıyordu anne. Bugün bende saçım örülsün istedim. Babam ördü ama onunki gibi olmadı. Dantel yaka istedim, babam ‘ben bilmem ki kızım’ dedi. “Bari okula sen götür” dedim, ‘kızım, iş’ dedi. Bende “banane dedim, ağladım, ‘kızım, ekmek’ dedi babam. Sustum ama okula giderken yine ağladım anne. Ha bide sol yanım yine çok acıdı anne. Herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi. Zeynep ‘annem beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş’ dedi. Babam hepsini birlikte yıkıyor. Babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne? Uff babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme. Üzülmesin diye söylemiyorum ama Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor. Biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne. Hava kararıyor, ben gideyim anne. Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi. Duyarsa kızmaz ama çok üzülür biliyorum. Kim bozuyor toprağını, çiçeklerini kim koparıyor. İzin verme anne ne olur toprağına el sürdürme. Eve gidince aklıma geliyor bide bunun için ağlıyorum anne. Bak kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım. Anne her gelişimde aldığım topraklarını şu kavanozda biriktirdim. Üzerine de resmini yapıştırıp başucuma koydum. Her sabah onu öpüyor kokluyorum. Kimseye söyleme ama anne, bazen de konuşuyorum onunla. Ne yapayım seni çok özlüyorum anne. Ha unutmadan, öğretmen anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi. Ben babama yazdıracağım. Öğretmen anlarsa çok kızar ama banane kızarsa kızsın. Ben seni hiç görmedim ki neyi, nasıl anlatacağım anne. Senin adın geçince sol yanım acıyor anne, hiç bir şey yutamıyorum. Bazen de dayanamayıp ağlıyorum, kağıda böyle yazamam ya anne. Ben gidiyorum anne, toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp. Mutlaka gel anne, Sen rüyama gelmeyince sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne. Sol yanım acıyor anne, işte tam şurası, Sol yanım çok acıyor anne. Seni çok özledim, anne çook... M. ÖZTÜRK |

SON SECDE
Mesut, çayından çektiği son yudumla hatıraların içine öyle dalmıştı ki ancak dilindeki yanığın sızısı ile içinde bulunduğu çağa geri dönebildi. Sanki dün gibiydi, hayaller kuruyordu, okuyacak, vatanına, milletine ve bütün insanlığa faydalı olacaktı. "Zaman su gibi akıp gidiyor" diye mırıldanınca, Hatice meraklanarak "Hayırdır, Mesut bir derdin mi var?" yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi Mesut'un, yüzünü bundan sonra hayatını paylaşacağı Hatice'ye çevirdi. İkisinin de gözlerinde mutluluk pırıltıları vardı. Bu onların en mutlu günüydü, ikisi de tam aradıkları gibi bir eş bulduklarına inanıyorlardı. Evlenip yuva kurmuşlar, şimdi Mesut'un görev yapacağı Azerbaycan'a doğru ilerliyorlardı. Mesut hizmet aşkı ile dolu bir gençti. Evlerine vardılar.
Zaman freni patlamış bir otobüs gibi geçip gidiyordu. Evleneli iki yıl olmuştu. Mesut çok sevdiği kalemini eline almış, yine şiir yazıyordu. O gece üç ayların başlayacağı geceydi, sık sık yaptıkları nefis muhasebesinin tam sırası diye düşünüyordu. Mesut'un aklına bir fikir geldi.
"Hatice, var mısın bu geceyi ibadetle geçirelim?" Hatice tereddütsüz kabul etti.
"Bir çay demlesen de uykumuz biraz açılır." dedi Mesut. Hatice mutfağa gitti.
Mesut'un içinde sebebini bilmediği garip bir heyecan, bir duygu yoğunluğu vardı. Şiirinin son kıtasını büyük harflerle yazıp, sehpaya bıraktı, abdest alıp salona geçti. Önce yatsı namazını kıldı, ardından gözyaşları içinde dua ederek Allah'tan kendisinin ve ümmetin affı için yalvardı. Bir ara göğsünün sıkıştığını hissetmiş, bunu duadaki heyecanına bağlamıştı. Kaza namazı kılmak için namaza durdu. Hatice de mutfaktaki işini bitirip, bardakları oturma odasına getirmişti, gözü sehpadaki şiire ilişti, "Her zamanki gibi döktürdü" diyerek şiiri okumaya başladı. Okudukça Hatice gözyaşlarına boğuluyordu. Öyle duygulu öyle içten yazmıştı ki ağlamamak mümkün değildi. Hele de şiirin son kıtası en vurucu yeriydi. Hatice sesini biraz yükselterek son kıtayı okudu.
"Bir gün isyankar nefsimi alıp cehenneme atacağım, Allah'ım kutlu bir gecede secdeye varıp kıyamette kalkacağım."
Gözyaşlarını silerek Mesut'un yanına gitti. Mesut secdede idi. Bir süre seslenmeden Mesut'un kalkmasını bekledi. Fakat Mesut yerinden kımıldamıyordu. Hatice önce pek endişelenmediyse de sonra dayanamadı secdedeki Mesut'a dokundu. Bir anda dünya başına yıkılmış, her yer adeta karanlıklara bürünmüştü. Çünkü, Mesut'un Allah sevgisi ile dolu kalbi bu gecenin heyecanına dayanamayıp durmuştu. Kıyamet gününe kadar sürecek bir yalvarış için secdede son nefesini vermişti.
